The recent Ebola Outbreak made it clear that "the concept of isolation" to many people living in crowded cities within cramped apartments or condos is a dream...
While people WHO are living in suburbs and rural areas already enjoy a more isolated life style, it is more important to understand that due to their long commute times to shopping places they tend to stock more items. Hence not only they already enjoy an isolated life style apart from the city crowd, but also they have the option to increase the duration of that isolation more easily (since they got big cars or trucks, garages or attics ready for storage, yards etc).
However living in a tiny apartment/condo in a city center not only limits you in storage area wise but also on shopping behaviour. You buy less stuff, don't care for whole sales. Sometimes due to using public transportation or bicycles or motorcycles you have limited baggage capacity so need to buy less stuff more frequently. Or stay in a really old apartment that does not have an elevator or a broken one that has not fixed for months so you can not carry much stuff to your place. Well, cases can be further diversified. But as you see apartment life not only cost your isolation at your home stay but also your ability to be isolate yourself. So please do not forget to store some supplies that can last for a week or ten days.
please consider having some baggage and store them with dry food (like pasta or cans) and purified or spring water for a week. since baggages have wheels and handles you can store them easily even if you have to change their places for your Daily needs.
have a nice day...
31 Ekim 2014 Cuma
23 Eylül 2014 Salı
HAZIRLIKÇILIK İÇİN FAYDALI HOBİLER VE GRUPLAR
Merhabalar...
Askere gidenler bilirler. İnsana saçma, gereksiz ya da zahmetli gelen pek çok uygulama vardır.
Fakat bu tür uygulamaların pek çoğu genellikle biz kendimizi oraya kısa bir dönem için ait hissetmemizden kaynaklanır. Genel olarak ordu kurumunun en önem verdiği şey teyakkuz durumunun korunmasıdır. Çünkü ihtiyacın ne zaman ortaya çıkacağı bilinmez. Bu nedenle ne zaman ihtiyaç duyacağımızı bilemeyeceğimiz malzemeleri ya da yetenekleri bir arada ve faydalı şekilde tutmak bir süre sonra bize yine askerlik gibi saçma, gereksiz ve zahmetli gelecektir.
Bunun önüne geçmek için uygulanabilecek en faydalı ve pratik yaklaşım bizi felaket anına hazır tutacak hobilere ve gruplara yönelmektir.
Örneğin kendimiz için çadır almak istiyoruz... Çadırı almak çok kolay bir şey, yerimizden bile kalkmadan internetten alıyoruz... İki-üç gün sonra kargo ile kapımıza geliyor... Bir köşeye atıyoruz... Yıllar geçiyor, belki çadırın varlığını unutuyoruz... Bu durumda bir ihtiyaç ya da felaket anında, gecenin bir yarısı karanlıkta, stress, adrenalin ve/ya yorgunlukla bu çadırı kurabileceğinizi düşünüyor musunuz?
İşte bu nedenle çadırı evin karanlık mahzenlerine atıp unutmak yerine mevsimsel, ya da yılda bir defa bir şekilde kullanmamız lazım... Eğer bu çadırı evimin salonunda ayda bir sadece kurup kaldırayım derseniz işte bu aynen askerdeki size saçma ve zul gelen bir uygulamaya dönüşecektir. hatta sizi böyle salon ortasında çadır kurarken gören birisi de hakkınızda sizin askerde durduk yerde tank paleti söküp takan adamlar hakkında kafanızda canlanan şeylerin paralelini düşünecektir.
Şöyle düşünün "Sn son ne zaman lastiğiniz patladı?", "gecenin bir yarısı şehirler arası yolda kışın giderken lastiğiniz patlasa ne yapacaksınız?"...
Hazırlıkçılık gerçekten zor bir şey... Bu nedenle bu işi yapmanın en güzel ve kolay yönü kendinizi size bu konuda fayda sağlayacak hobilere yöneltmek...
İstanbul Depreminden sonra yapılacak yardım dağıtım faaliyetlerinde ortaya çıkacak manzaraların 10da1ine örnek olarak aşağıdaki videonun 3:30dan sonrasını lütfen izleyin:
http://www.youtube.com/watch?v=-YnznEiF1iA
Bu ise 2011de ki Japonya'daki depremdeki manzara...
http://i.dailymail.co.uk/i/pix/2011/03/13/article-1365569-0B28AC5200000578-666_964x475.jpg
Maalesef Türkiye'de hazırlıklı olmak ayrıca önem taşıyor...
Bu amaçla hobilerimizi kampçılık, trekkingcilik, orientering gibi daha çok outdoor ve fiziksel aktiviteler ile tamamlayıp kendimizi aşağıdaki topluluklara üye olarak kendinizi hem geliştirebilir hem de her an hazırlıklı olma yolunda ilerleyebilirsiniz...
http://www.trac.org.tr/
http://www.akut.org.tr/
http://www.mag.org.tr/tur/mag.asp
Askere gidenler bilirler. İnsana saçma, gereksiz ya da zahmetli gelen pek çok uygulama vardır.
Fakat bu tür uygulamaların pek çoğu genellikle biz kendimizi oraya kısa bir dönem için ait hissetmemizden kaynaklanır. Genel olarak ordu kurumunun en önem verdiği şey teyakkuz durumunun korunmasıdır. Çünkü ihtiyacın ne zaman ortaya çıkacağı bilinmez. Bu nedenle ne zaman ihtiyaç duyacağımızı bilemeyeceğimiz malzemeleri ya da yetenekleri bir arada ve faydalı şekilde tutmak bir süre sonra bize yine askerlik gibi saçma, gereksiz ve zahmetli gelecektir.
Bunun önüne geçmek için uygulanabilecek en faydalı ve pratik yaklaşım bizi felaket anına hazır tutacak hobilere ve gruplara yönelmektir.
Örneğin kendimiz için çadır almak istiyoruz... Çadırı almak çok kolay bir şey, yerimizden bile kalkmadan internetten alıyoruz... İki-üç gün sonra kargo ile kapımıza geliyor... Bir köşeye atıyoruz... Yıllar geçiyor, belki çadırın varlığını unutuyoruz... Bu durumda bir ihtiyaç ya da felaket anında, gecenin bir yarısı karanlıkta, stress, adrenalin ve/ya yorgunlukla bu çadırı kurabileceğinizi düşünüyor musunuz?
İşte bu nedenle çadırı evin karanlık mahzenlerine atıp unutmak yerine mevsimsel, ya da yılda bir defa bir şekilde kullanmamız lazım... Eğer bu çadırı evimin salonunda ayda bir sadece kurup kaldırayım derseniz işte bu aynen askerdeki size saçma ve zul gelen bir uygulamaya dönüşecektir. hatta sizi böyle salon ortasında çadır kurarken gören birisi de hakkınızda sizin askerde durduk yerde tank paleti söküp takan adamlar hakkında kafanızda canlanan şeylerin paralelini düşünecektir.
Şöyle düşünün "Sn son ne zaman lastiğiniz patladı?", "gecenin bir yarısı şehirler arası yolda kışın giderken lastiğiniz patlasa ne yapacaksınız?"...
Hazırlıkçılık gerçekten zor bir şey... Bu nedenle bu işi yapmanın en güzel ve kolay yönü kendinizi size bu konuda fayda sağlayacak hobilere yöneltmek...
İstanbul Depreminden sonra yapılacak yardım dağıtım faaliyetlerinde ortaya çıkacak manzaraların 10da1ine örnek olarak aşağıdaki videonun 3:30dan sonrasını lütfen izleyin:
http://www.youtube.com/watch?v=-YnznEiF1iA
Bu ise 2011de ki Japonya'daki depremdeki manzara...
http://i.dailymail.co.uk/i/pix/2011/03/13/article-1365569-0B28AC5200000578-666_964x475.jpg
Maalesef Türkiye'de hazırlıklı olmak ayrıca önem taşıyor...
Bu amaçla hobilerimizi kampçılık, trekkingcilik, orientering gibi daha çok outdoor ve fiziksel aktiviteler ile tamamlayıp kendimizi aşağıdaki topluluklara üye olarak kendinizi hem geliştirebilir hem de her an hazırlıklı olma yolunda ilerleyebilirsiniz...
http://www.trac.org.tr/
http://www.akut.org.tr/
http://www.mag.org.tr/tur/mag.asp
9 Eylül 2014 Salı
VAN depremi notları (AFAD raporundan bazı rakamlar)
24 saat içinde 9bin çadır-25bin battaniye-4 bin soba. (1
çadıra 2.7 battaniye, 0.44 soba)
8 kasımdaki depreme kadar ise 58000 çadır, 283000 battaniye
ve 8701 soba bölgeye ulaşmıştır. (1 çadıra 4.9 battaniye 0.15 soba)
Konteynıra geçiş 3 ay sonra (24 Ekim’den 24 Ocak’a kadar
çadırda kalındı)
Kalıcı konuta geçiş 10 ay sonra (yaklaşık 7 ay konteynırda
kalınmış)
160bin kişi bölgeyi terk etmiş
189bin yapıdan 49bini (%26) yıkık/ağır hasarlı
Tüm binalarda hasarsızlık %23…
Deprem sonrası en çok görülen bulaşıcı hastalıklar solunum
yolları enfeksiyonu, grip ve benzeri hastalıklar… (Isınma ve Hijyen sorunları)
Ülkemizde 1950 yılından günümüze 7.0 ve üzeri şiddette yedi(7) adet deprem meydana gelmiştir.
Son 58 yılda ülkemizde 400binden fazla bina deprem nedeniyle
yıkılmıştır. Yıulda ortalama 7000 bina yapmaktadır.
Bölgeye gönderilen arama kurtarma ekiplerinin %57si ilk 24
saatte, %28(toplamda %85)i ise 2. ve 3. günde giderken, sağlık personeli sayısı
ilk gün %24ü, 2-3 gün %6sı ve ikinci deprem yaşandığında ise (8 kasım)
kalan %70’lik kısım bölgeye ulaşmıştır.
Ağır hasasrlı yapıların %74ü, orta hasarlı yapıların %81i ve
az hasarlı yapıların %80ini konutlar oluşturmaktadır.
Arama kurtarma zayıf yönler:
• Bölgeye giden ilk uçaklara önem derecesine bakılmadan tüm
personelin bindirilmesi.
• Köpekli arama/kurtarma çalışmalarında, operasyon
bölgesinde veteriner hekimlerin
ve ilgili tıbbi malzemenin bulunmaması.
• Operasyon bölgesinde görev yetkinliği belli olmayan
köpeklerin bulunması.
• Ceset arama köpeklerinin yetersizliği.
• Bölgeye giden ekiplerin enkazlara yönlendirilmesine
sıkıntılar yaşanması.
• Halkın edindikleri farklı bilgi ve duyumlara göre ekipleri
çalışılan enkazdan başka bir
enkaza yönlendirmeye çalışmaları.
Barınma hizmetleri zayıf yönler:
• Çadır ve gıda dağıtımında güvenlik boşluğundan kaynaklı
olarak sistemik problemlerin
ortaya çıkması ve ihtiyaç sahiplerinde çadır ulaştırmada
gecikilmesi.
• Çadırkentler için kurulacak alanların önceden tespit
edilememiş olması.
• Gelen yardımların depolanacağı alanların tespit edilememiş
olması.
• Depo alanında tasnif ve dağıtım yapacak personel
eksikliklerinin olması.
• Çadırların bir kısmının mevsim koşullarına uygun olmaması.
• Deprem nedeniyle yoğun göç hareketlerinin sosyal
problemlere yol açması.
• Havanın bulutlu olması nedeniyle uydu görüntülerinin net
olarak elde edilememiş
olması.
PREPPING IN TURKEY
With the
widely known serial documentary of National Geographic (aka Doomsday Preppers-DPs)
the concept of prepping and survivalizm now become known by the countries that
even heard of them. As the show made it on air the Turkish audience was shocked
as they are shown the examples of USA citizens that sacrificed their money
(in too many cases lots of money), their living styles and (even on the extreme
cases) their common sense.
Even though
living on an earthquake zone that covers %95 of the country land area, the
Turkish people ignored the concept of prepping and forgot the reality of other
disasters (like flood which become a standard on Turkish cities due to unplanned
urban construction). The Turkish/Islamic culture which lacks the value of human
life, preparation and planning causes people to live their lives in utter
ignorance about their future.
Understanding
this life style of the Turkish people, when they saw some people on the DPs mentioning
how they stocked ten years worth of toilet paper or two years of peanut butter,
or converting their backyard to a Forward Operation Base (FOB). This also
includes batmobile style bug out vehicles (which costs hundred thousand dollars
in Turkey even stripped naked due to high taxes) or custom designed shelters buried
into middle of no where (as real estate property prices skyrocketed in Turkey
which has ~%8 of USA area and 3 times more crowded per km^2 than USA)…
However this
has to change and Turkish people have to become a special type of preppers as
the earthquakes of 1999 and the more recent Van earthquake at 2011 make it
clear that we need to be prepared in a different way.
Considering
lots of the population in Turkey
lives in big cities and in apartments (like New York) and have much less disposable
income, Turkish people must prepare in a different way and scale than a typical
American. Maybe we can call it not a doomsday prepping but disaster prepping…
By the way
this is the first English article of my blog. My blog aims to warn Turkish
people about disaster preparedness and since lots of Turkish people does not
know English, most of my Turkish content is actually translation of general prepper
theory or practices to this language. However I want to discuss general things
about disaster or apartment prepping with world wide preppers (especially
Europeans since the way of city culture is more like in Turkey) in
English…
Thank you
for reading my blog.
8 Eylül 2014 Pazartesi
AMERİKAN TİPİ HAZIRLIKÇILIK VS. TÜRKİYE REALİTESİ
Merhaba,
Blogumuzda malum begesel olarak adlandıracağımız NAT GEO TV’de yayınlanan DOOMSDAY PREPPERS (KIYAMETİ BEKLEYENLER olarak Türkçe’ye çevrilmiştir. Blogumuzdaki çevrim ile Kıyamete Hazırlananlar olması gerekiyor.) adlı belgeseli duymuşsunuzdur. Duymadıysanız bile YOUTUBE’da ilgili belgeselin bazı bölümleri parça ya da bütün halinde izlenilebiliniyor, bakmanızı tavsiye ederim.
İşte bu malum belgeseli izlediğinizde yer yer çok farklı bir hazırlıkçı profiliyle karşılaşacak, 10 senelik tuvalet kağıdı stoklayanları, ya da Türkiye’de bir polis karakolunda bulamayacağınız miktar ve tipte silah/cephaneyi (12.7mm uçaksavar gibi :) ) ölene kadar her gün bir tane sıksa bitiremeyecek tipleri bulacaksınız.
Bu belgesele çıkan bir çok kişinin ise ben suçlu/deli/sarhoş değilim, masumum/normalim/kendimdeyim ya da en azından takıntılı değilim dediğini göreceksiniz. Bu insanları görünce (ayrıca bu uğurda harcadıkları parayı ve zamanı görünce) hazırlıkçılığı Türkiye’de yapmayı düşünemiyorsunuz bile.
Örneğin vatandaş evinin altına resmen bir mini market açmış, 18 aylık yiyecek stoklamış, üstüne sizin askerde göremediğiniz tipte silahlarla mevzi kurmuş, yetmemiş hurdaya çıkarılmış (hurda dediysek pert değil askeriyeye yeni envanter alımı yapılsın diye satılmış) bir askeri kamyon almış, kasayı karavana çevirmiş. Üstüne komşu eyaletten dere kenarı 10 dönüm arsa alıp, içine bir çukur açtırıp, bir müteahit ile anlaşıp içine hazır sığınak yaptırıp (evet hazırlıkçılık ve sığınak amerikada bir sektör artık, batık gökdelen diye bir konsept bile var :) )
onun da içine 24 aylık yiyecek vs. koyup tamam diyor… Siz de bakıyorsunuz diyorsunuz “Aga bu nedir?”…
İşte bu Amerikan tipi hazırlıkçılıktır.
Kültürü, ülkesi ve geliri bizden farklı olan Amerikalıların elbet hazırlıkçılığı da farklı olacaktır. Bu noktada bizi bekleyen iki büyük tehlike vardır. Birincisi bu kapsamda olmayacaksa zaten olmasın demek. İkincisi ise olması gerekeni bu adamlarınki olarak belleyip naktimizi ve vaktimizi boşa harcamak.
Şimdi gelelim bu kültür, ülke ve gelir farklılığı meselesine.
Kültür: Amerikan kültürü bireysellik içerir ve hayatta geldiğiniz nokta sizin eserinizdir. Temek olarak her koyun kendi bacağından asılır denilmektedir. Bu nedenle herkes malına mülküne değer verir ve korur. Tabi biz de koruyoruz. Ama meşhur 2nd amendametları (ana yasalarının 2. Maddesi) nedeniyle silah bulundurma hakkına sahiptirler. Ve bu silahları meşru müdafaada kullanmaktan pek çekinmezler. Yıllarca soğuk savaş tehdidi altında yıllarca nükleer savaşın gölgesinde yaşayan Amerikalılar için bir sabah uyandığınızda dışarısının çöle dönüşebileceği sizin kulağınıza geldiğinden daha mümkün gelmektedir. Ayrıca yıllardır dünya ortalamasından yüksek hayat standardı yaşayan Amerikalılar için gündelik bazı şeyler bile bir vazgeçilmeze dönüşebilmektedir. Nutellam olmadan yaşayamam diyip nükleer savaş ya da Kaliforniya depremi sonrasında tüketmek için 20 kavanoz nutella stoklayabilirler. Kısacası Amerikalılar sadece hayatta kalmak için değil eski yaşamlarını kafalarında devam ettirecek şekilde hazırlıkçılık yaparlar.
Ülke: ABD yer yüzündeki en büyük yüzölçüme sahip ülkelerden biri. Rusya ve Kanada’dan sonra 3.lüğü Çin ile paylaşıyor (tayvan Çin’den sayılırsa 4.). Biz ise 37. sıradayız ve ABD’nin %8.4ü büyüklüğündeyiz. Bu nedenle ABD bir çok doğal afete de ev sahipliği yapıyor.
Bu nedenle doğal afetlerin oluşma ve medyada görülme sıklığı çok daha fazla. Türkiye’de ki gibi 10 yılda bir deprem haberi gelmiyor. Sürekli ya bir fırtına, kasırga, hortum, kar fırtınası, deprem vb. haberler yapılınca halk da kardeşim burası Texas orası Seattle diyip kulağının üstüne yatmıyor. Ayrıca ülkenin büyük olması ve nüfus olarak düşünülünce ABDde km^2’ye düşen insan sayısı yaklaşık buraya göre 3 kat daha az. Bu da arsa-arazi fiyatlarına yansıyor. Stratejilerde bahsettiğimiz ikinci bir sığınma lokasyonuna erişiminiz kolaylaşıyor.
Gelir: Malumunuz Türkiye’de satın alma gücü dünya standartlarına göre pek yüksek değil. Bu durumda ABD’ye göre önemli bir miktar fark var. Vergilerin daha uygun olmasının yanında girişimciliğe ve tüketime (sonuçta tüketimi dünyaya öğretenler Amerikalılar) olan yüksek eğilim bu hazırlıkçılık felsefesinin de hızla bir sektöre dönüşmesine vesile olmuş durumda. Birbirinden beslenen medya ve endüstride bu eğilimi çeşitli senaryolar ve ortamlarda (medya zaten ortam demek) dizi, kitap, film ve video oyunu gibi formatlarda insanları hazırlıkçılık yönünde tetikliyor. Şimdi dinkenmek için eve gelen birinin haberler dışında da devamlı afet felaket yapımlarıyla karşılaşması ister istemez beyni şartlandırıyor.
Peki biz ne yapacağız. Tabi ki malum belgeseldeki gibi gaza gelip evimizi bir mini market ya da çukurcadaki bir sınır karakoluna dönüştürmeye gerek yok. Hedeflerimizi ve ihtiyaçlarımızı düzgün belirlersek uygun bir bütçe ve zaman ayırarak kendimizi oldukça rahatlatabiliriz. Öncelikle böyle nükleer savaş gibi durumları bir kenara bırakıp AFAD’ın sitesinde verdiği il il risk haritasına bakarsak ülke genelinde en büyük riskin deprem felaketi olduğunu görürüz. Kendimizi öncelikle bu felakete göre hazırlamalıyız. Ayrıca AFAD’ın van depremi raporu ve 1999 depremiyle karşılaştırmalı analizini okumanızı tavsiye ederim. Umutmamanız gereken şey aylarca ya da yıllarca yetecek malzeme stoklama olan Amerikan tarzını aklınıza getirmeyin. Paranızı ve zamanınızı boşa harcamayın. AFAD size 72 saat(3gün) tepki süresi vermiş. Gayet dünya standardı olan bu süre van depreminde merkeze olan mesafeye göre 12-24 saat arası gerçekleşmiş. Ancak esasında kendi kurtarma ekiplerine bile 120 saate (5gün) kadar desteksiz kalabilirsiniz diyor. Yani kısa vadede 5 günlük yeme içme ve kalma ihtiyacınızı stoklayınız. Ayrıca Van depreminde çadır ve soba dağıtımında sıkıntı yaşandı. Yardım sonunda çadır başına 5 battaniye düşerken yaklaşık 6 çadıra bir soba düştü. Bu da kış şartlarında bölgede ortaya çıkan en büyük sağlık sorunun grip ve üst solunum yolu enfeksiyonu olmasına sebep oldu. Kısaca kıyamete değil ama afete hazırlık şart.
Görüşmek üzere…
Blogumuzda malum begesel olarak adlandıracağımız NAT GEO TV’de yayınlanan DOOMSDAY PREPPERS (KIYAMETİ BEKLEYENLER olarak Türkçe’ye çevrilmiştir. Blogumuzdaki çevrim ile Kıyamete Hazırlananlar olması gerekiyor.) adlı belgeseli duymuşsunuzdur. Duymadıysanız bile YOUTUBE’da ilgili belgeselin bazı bölümleri parça ya da bütün halinde izlenilebiliniyor, bakmanızı tavsiye ederim.
İşte bu malum belgeseli izlediğinizde yer yer çok farklı bir hazırlıkçı profiliyle karşılaşacak, 10 senelik tuvalet kağıdı stoklayanları, ya da Türkiye’de bir polis karakolunda bulamayacağınız miktar ve tipte silah/cephaneyi (12.7mm uçaksavar gibi :) ) ölene kadar her gün bir tane sıksa bitiremeyecek tipleri bulacaksınız.
Bu belgesele çıkan bir çok kişinin ise ben suçlu/deli/sarhoş değilim, masumum/normalim/kendimdeyim ya da en azından takıntılı değilim dediğini göreceksiniz. Bu insanları görünce (ayrıca bu uğurda harcadıkları parayı ve zamanı görünce) hazırlıkçılığı Türkiye’de yapmayı düşünemiyorsunuz bile.
Örneğin vatandaş evinin altına resmen bir mini market açmış, 18 aylık yiyecek stoklamış, üstüne sizin askerde göremediğiniz tipte silahlarla mevzi kurmuş, yetmemiş hurdaya çıkarılmış (hurda dediysek pert değil askeriyeye yeni envanter alımı yapılsın diye satılmış) bir askeri kamyon almış, kasayı karavana çevirmiş. Üstüne komşu eyaletten dere kenarı 10 dönüm arsa alıp, içine bir çukur açtırıp, bir müteahit ile anlaşıp içine hazır sığınak yaptırıp (evet hazırlıkçılık ve sığınak amerikada bir sektör artık, batık gökdelen diye bir konsept bile var :) )
onun da içine 24 aylık yiyecek vs. koyup tamam diyor… Siz de bakıyorsunuz diyorsunuz “Aga bu nedir?”…
İşte bu Amerikan tipi hazırlıkçılıktır.
Kültürü, ülkesi ve geliri bizden farklı olan Amerikalıların elbet hazırlıkçılığı da farklı olacaktır. Bu noktada bizi bekleyen iki büyük tehlike vardır. Birincisi bu kapsamda olmayacaksa zaten olmasın demek. İkincisi ise olması gerekeni bu adamlarınki olarak belleyip naktimizi ve vaktimizi boşa harcamak.
Şimdi gelelim bu kültür, ülke ve gelir farklılığı meselesine.
Kültür: Amerikan kültürü bireysellik içerir ve hayatta geldiğiniz nokta sizin eserinizdir. Temek olarak her koyun kendi bacağından asılır denilmektedir. Bu nedenle herkes malına mülküne değer verir ve korur. Tabi biz de koruyoruz. Ama meşhur 2nd amendametları (ana yasalarının 2. Maddesi) nedeniyle silah bulundurma hakkına sahiptirler. Ve bu silahları meşru müdafaada kullanmaktan pek çekinmezler. Yıllarca soğuk savaş tehdidi altında yıllarca nükleer savaşın gölgesinde yaşayan Amerikalılar için bir sabah uyandığınızda dışarısının çöle dönüşebileceği sizin kulağınıza geldiğinden daha mümkün gelmektedir. Ayrıca yıllardır dünya ortalamasından yüksek hayat standardı yaşayan Amerikalılar için gündelik bazı şeyler bile bir vazgeçilmeze dönüşebilmektedir. Nutellam olmadan yaşayamam diyip nükleer savaş ya da Kaliforniya depremi sonrasında tüketmek için 20 kavanoz nutella stoklayabilirler. Kısacası Amerikalılar sadece hayatta kalmak için değil eski yaşamlarını kafalarında devam ettirecek şekilde hazırlıkçılık yaparlar.
Ülke: ABD yer yüzündeki en büyük yüzölçüme sahip ülkelerden biri. Rusya ve Kanada’dan sonra 3.lüğü Çin ile paylaşıyor (tayvan Çin’den sayılırsa 4.). Biz ise 37. sıradayız ve ABD’nin %8.4ü büyüklüğündeyiz. Bu nedenle ABD bir çok doğal afete de ev sahipliği yapıyor.
Bu nedenle doğal afetlerin oluşma ve medyada görülme sıklığı çok daha fazla. Türkiye’de ki gibi 10 yılda bir deprem haberi gelmiyor. Sürekli ya bir fırtına, kasırga, hortum, kar fırtınası, deprem vb. haberler yapılınca halk da kardeşim burası Texas orası Seattle diyip kulağının üstüne yatmıyor. Ayrıca ülkenin büyük olması ve nüfus olarak düşünülünce ABDde km^2’ye düşen insan sayısı yaklaşık buraya göre 3 kat daha az. Bu da arsa-arazi fiyatlarına yansıyor. Stratejilerde bahsettiğimiz ikinci bir sığınma lokasyonuna erişiminiz kolaylaşıyor.
Gelir: Malumunuz Türkiye’de satın alma gücü dünya standartlarına göre pek yüksek değil. Bu durumda ABD’ye göre önemli bir miktar fark var. Vergilerin daha uygun olmasının yanında girişimciliğe ve tüketime (sonuçta tüketimi dünyaya öğretenler Amerikalılar) olan yüksek eğilim bu hazırlıkçılık felsefesinin de hızla bir sektöre dönüşmesine vesile olmuş durumda. Birbirinden beslenen medya ve endüstride bu eğilimi çeşitli senaryolar ve ortamlarda (medya zaten ortam demek) dizi, kitap, film ve video oyunu gibi formatlarda insanları hazırlıkçılık yönünde tetikliyor. Şimdi dinkenmek için eve gelen birinin haberler dışında da devamlı afet felaket yapımlarıyla karşılaşması ister istemez beyni şartlandırıyor.
Peki biz ne yapacağız. Tabi ki malum belgeseldeki gibi gaza gelip evimizi bir mini market ya da çukurcadaki bir sınır karakoluna dönüştürmeye gerek yok. Hedeflerimizi ve ihtiyaçlarımızı düzgün belirlersek uygun bir bütçe ve zaman ayırarak kendimizi oldukça rahatlatabiliriz. Öncelikle böyle nükleer savaş gibi durumları bir kenara bırakıp AFAD’ın sitesinde verdiği il il risk haritasına bakarsak ülke genelinde en büyük riskin deprem felaketi olduğunu görürüz. Kendimizi öncelikle bu felakete göre hazırlamalıyız. Ayrıca AFAD’ın van depremi raporu ve 1999 depremiyle karşılaştırmalı analizini okumanızı tavsiye ederim. Umutmamanız gereken şey aylarca ya da yıllarca yetecek malzeme stoklama olan Amerikan tarzını aklınıza getirmeyin. Paranızı ve zamanınızı boşa harcamayın. AFAD size 72 saat(3gün) tepki süresi vermiş. Gayet dünya standardı olan bu süre van depreminde merkeze olan mesafeye göre 12-24 saat arası gerçekleşmiş. Ancak esasında kendi kurtarma ekiplerine bile 120 saate (5gün) kadar desteksiz kalabilirsiniz diyor. Yani kısa vadede 5 günlük yeme içme ve kalma ihtiyacınızı stoklayınız. Ayrıca Van depreminde çadır ve soba dağıtımında sıkıntı yaşandı. Yardım sonunda çadır başına 5 battaniye düşerken yaklaşık 6 çadıra bir soba düştü. Bu da kış şartlarında bölgede ortaya çıkan en büyük sağlık sorunun grip ve üst solunum yolu enfeksiyonu olmasına sebep oldu. Kısaca kıyamete değil ama afete hazırlık şart.
Görüşmek üzere…
BUG OUT BAG (SIVIŞMA/DEPREM ÇANTASI) HAKKINDA KISIM-2
Merhaba,
Bir önceki kısımda hazırlamamız gereken BOB (Sıvışma çantamız)’ın kişisel bilgilerimiz, mal varlığımız, kalifikasyonumuz ve ihtiyaç duyabileceğimiz maddi meblağın hazırlanışından bahsetmiştik.
Bu kısımda ise BOB kapsamında yaşamsal içerikte önem kazanan şeylerden bahsedeceğiz. Öncelikle arazide çalışan, doğada tatil ya da hobisi olan ya da komando olarak askerliğini yapan herkesin bildiği bir şey vardır. Çantanıza ne kadar şey alırsanız o kadar şey taşırsınız. Yani arabanızın bagajında 6 aydır gezdirdiğiniz yangın söndürücü ya da çocuğunuzun plaj oyumcaklarının aksine sırtnızda taşıdığınız yarım litrelik pet şişeyi emin olun 15-20 dakikada hissedersiniz. Bu nedenle arazide ya da dışarıda ihtiyacımız olan şeyleri yanımıza çok limitli bir şekilde alabiliriz. Tabiri caiz ise yükümüzü eşek gibi biz taşıyacağımız için semerimizin altın değerinde olması gerekir. Dünyanın en büyük çantasını bile alsanız sırtınızda taşıyabileceğiniz ağırlık limitli olduğu için çantanızı oluştururken öncelikle önem sırasına göre bir liste yapmanızı, sonra ise yerleştirdiğiniz her 4-5 kalemde bir çantanızı tartmanızı tavsiye ederim. Böylelikle kendinize ve çantanıza zarar vermemiş olursunuz.
Öncelikle bu kısımdaki malzemeleri beş gruba ayırabiliriz:
1- Su
2-erzak
3-giysi
4-konaklama(battaniye/uyku tulumu-mat-çadır)
5-diğer
Öncelikle bir numaralı kısımda su var.
Yanımızda belli miktar su olmalı. Ancak su hafif olmadığı için iklime göre 3 ya da 4 adet 1.5 lt’lik su bizi idaeeli kullanımda iki gün kadar idare edecektir.
İki numaralı maddedde ise erzak var. Temel olarak konserve ve kuru gıdadan ibaret olan bu grup yine 2-3 gün bizi götürmeli. Bunun için mümkün olduğunca öğünlük düşünmeli, yüksek kalorili, az susatan ve uzun süre dayanan yiyecekler düşünülmeli.
Yiyecek seçiminden kasıt ekmek yerine lavaş tercih etmek gibi düşünülebilinir. Zira ekmek hem kuruma ya da küflenme yaparken, aynı zamanda ter kaplarken lavaş hem daha geç bozulur hem de daha az yer kaplar.
Üç numaralı giysi kısmında ise kişisel hijyenimiz için yedek iç çamaşırı/çorap ve bölgesel duruma göre kazak/içlik/mont/yağmurluk gibi seçenekleri bulundurmalıyız. Antalyadaki birinin atkı bereye ihtiyacı olmadığı gibi, erzurumdaki birinin de 4 adetten fazla atlet/tshirt almasına gerek yoktur.
Dört numaralı madde olan barınma grubu esasında en kolay olanı. Yaşadığınız iklime uygun katlanabilir su geçirmez bir çadır ve bunun içinde daha rahat kalmanızı sağlayacak mat(yere serilerek hem yeri yumuşatır hem de soğuğu keser) ve güzel bir uyku tulumu daha uygun bir konaklama sağlayana kadar sizi rahat ettirecektir.
Bu ekipmanlar hali hazırda kompact ve portatif olması amacıyşa tasarlandığından sandığınızdan daha hafif ve derli toplu olacaktır.
Beşinci grup olan diğer grubu ise dananın kuyruğununz koptuğu ve çoğu kişinin tartıştıpı kısımdır. Genel olarak el/baş feneri, radyo, yedek pil, temel yemek ekipmanı (çatal kaşık ocak vs) ilk yardım seti, bölgenin haritası/planı gibi unsurları içerir. Bu konuda abd’nin http://www.ready.gov/build-a-kit sayfasına bakabilirsiniz. Ayrıca google da “survival kit” olarak aratırsanız oldukça faydalı bilgilere erişebilirsiniz. İlerleyen dönemde özellikle “build-a-kit” sayfasını burada size tercüme etmeye çalışacağım. Ayrıca “kızıl haç” örgütünün 95$a sattığı delüks setin içeriğini yine örnek olsun diye yazıyorum:
.çok cepli sırtçantası
.pilli el feneri (2 adet D pille)
.elle çalıştırılan kurma kollu cep radyosu
.acil durum bezi (10cm×15cm)
.ıslak mendil (tekli paketli)
.kalem fener
.2400 calorili 5 yıl raf ömürlü yiyecek paketleri
.yarım ltlik su paketleri
.tıbbi maske
.yağmur pançosu (çok faydalı)
.koli bandı
.13 ltlik su torbası
.düdük
.diş fırçası ve macunu, şampuan, losyon, sabun, deodorant, banyo lifi, tarak, jilet, havlu
.45 parça ilk yardım seti (cımbız, kompres, yara bandı, flaster, antiseptik bez, el dezenfektanı, gazlı bez, eldiven
http://www.redcrossstore.org/item/321405
95$ olan bu set takribi 5 kilo. Ancak içerisinde su, giysi ve panço dışında diğer gruplardan maşzeme yok. Ama diğer grubu için gayet faydalı bir gruplama diyebiliriz. Bu sete şahsen bir çakı, multitool (leatherman diye aratabilirsiniz), çakmak/kibrit, telefon/telsiz gibi ilaveler yapmayı düşünebiliriz.
Burada unutulmaması gereken nokta bu çantanın aynısının gün içerisinde çoklukla bulunduğumuz mekanlarda da olmasıdır. Yani çanta yaptık ama günde 12 saat dükkanda çalışıyoruz. Evdeki çantanın faydası olmayacaktır.
BOB’U DAHA DA DETAYLANDIRMAK NİYETİYLE GÖRÜŞMEL ÜZERE…
Bir önceki kısımda hazırlamamız gereken BOB (Sıvışma çantamız)’ın kişisel bilgilerimiz, mal varlığımız, kalifikasyonumuz ve ihtiyaç duyabileceğimiz maddi meblağın hazırlanışından bahsetmiştik.
Bu kısımda ise BOB kapsamında yaşamsal içerikte önem kazanan şeylerden bahsedeceğiz. Öncelikle arazide çalışan, doğada tatil ya da hobisi olan ya da komando olarak askerliğini yapan herkesin bildiği bir şey vardır. Çantanıza ne kadar şey alırsanız o kadar şey taşırsınız. Yani arabanızın bagajında 6 aydır gezdirdiğiniz yangın söndürücü ya da çocuğunuzun plaj oyumcaklarının aksine sırtnızda taşıdığınız yarım litrelik pet şişeyi emin olun 15-20 dakikada hissedersiniz. Bu nedenle arazide ya da dışarıda ihtiyacımız olan şeyleri yanımıza çok limitli bir şekilde alabiliriz. Tabiri caiz ise yükümüzü eşek gibi biz taşıyacağımız için semerimizin altın değerinde olması gerekir. Dünyanın en büyük çantasını bile alsanız sırtınızda taşıyabileceğiniz ağırlık limitli olduğu için çantanızı oluştururken öncelikle önem sırasına göre bir liste yapmanızı, sonra ise yerleştirdiğiniz her 4-5 kalemde bir çantanızı tartmanızı tavsiye ederim. Böylelikle kendinize ve çantanıza zarar vermemiş olursunuz.
Öncelikle bu kısımdaki malzemeleri beş gruba ayırabiliriz:
1- Su
2-erzak
3-giysi
4-konaklama(battaniye/uyku tulumu-mat-çadır)
5-diğer
Öncelikle bir numaralı kısımda su var.
Yanımızda belli miktar su olmalı. Ancak su hafif olmadığı için iklime göre 3 ya da 4 adet 1.5 lt’lik su bizi idaeeli kullanımda iki gün kadar idare edecektir.
İki numaralı maddedde ise erzak var. Temel olarak konserve ve kuru gıdadan ibaret olan bu grup yine 2-3 gün bizi götürmeli. Bunun için mümkün olduğunca öğünlük düşünmeli, yüksek kalorili, az susatan ve uzun süre dayanan yiyecekler düşünülmeli.
Yiyecek seçiminden kasıt ekmek yerine lavaş tercih etmek gibi düşünülebilinir. Zira ekmek hem kuruma ya da küflenme yaparken, aynı zamanda ter kaplarken lavaş hem daha geç bozulur hem de daha az yer kaplar.
Üç numaralı giysi kısmında ise kişisel hijyenimiz için yedek iç çamaşırı/çorap ve bölgesel duruma göre kazak/içlik/mont/yağmurluk gibi seçenekleri bulundurmalıyız. Antalyadaki birinin atkı bereye ihtiyacı olmadığı gibi, erzurumdaki birinin de 4 adetten fazla atlet/tshirt almasına gerek yoktur.
Dört numaralı madde olan barınma grubu esasında en kolay olanı. Yaşadığınız iklime uygun katlanabilir su geçirmez bir çadır ve bunun içinde daha rahat kalmanızı sağlayacak mat(yere serilerek hem yeri yumuşatır hem de soğuğu keser) ve güzel bir uyku tulumu daha uygun bir konaklama sağlayana kadar sizi rahat ettirecektir.
Bu ekipmanlar hali hazırda kompact ve portatif olması amacıyşa tasarlandığından sandığınızdan daha hafif ve derli toplu olacaktır.
Beşinci grup olan diğer grubu ise dananın kuyruğununz koptuğu ve çoğu kişinin tartıştıpı kısımdır. Genel olarak el/baş feneri, radyo, yedek pil, temel yemek ekipmanı (çatal kaşık ocak vs) ilk yardım seti, bölgenin haritası/planı gibi unsurları içerir. Bu konuda abd’nin http://www.ready.gov/build-a-kit sayfasına bakabilirsiniz. Ayrıca google da “survival kit” olarak aratırsanız oldukça faydalı bilgilere erişebilirsiniz. İlerleyen dönemde özellikle “build-a-kit” sayfasını burada size tercüme etmeye çalışacağım. Ayrıca “kızıl haç” örgütünün 95$a sattığı delüks setin içeriğini yine örnek olsun diye yazıyorum:
.çok cepli sırtçantası
.pilli el feneri (2 adet D pille)
.elle çalıştırılan kurma kollu cep radyosu
.acil durum bezi (10cm×15cm)
.ıslak mendil (tekli paketli)
.kalem fener
.2400 calorili 5 yıl raf ömürlü yiyecek paketleri
.yarım ltlik su paketleri
.tıbbi maske
.yağmur pançosu (çok faydalı)
.koli bandı
.13 ltlik su torbası
.düdük
.diş fırçası ve macunu, şampuan, losyon, sabun, deodorant, banyo lifi, tarak, jilet, havlu
.45 parça ilk yardım seti (cımbız, kompres, yara bandı, flaster, antiseptik bez, el dezenfektanı, gazlı bez, eldiven
http://www.redcrossstore.org/item/321405
95$ olan bu set takribi 5 kilo. Ancak içerisinde su, giysi ve panço dışında diğer gruplardan maşzeme yok. Ama diğer grubu için gayet faydalı bir gruplama diyebiliriz. Bu sete şahsen bir çakı, multitool (leatherman diye aratabilirsiniz), çakmak/kibrit, telefon/telsiz gibi ilaveler yapmayı düşünebiliriz.
Burada unutulmaması gereken nokta bu çantanın aynısının gün içerisinde çoklukla bulunduğumuz mekanlarda da olmasıdır. Yani çanta yaptık ama günde 12 saat dükkanda çalışıyoruz. Evdeki çantanın faydası olmayacaktır.
BOB’U DAHA DA DETAYLANDIRMAK NİYETİYLE GÖRÜŞMEL ÜZERE…
BUG OUT BAG (SIVIŞMA/DEPREM ÇANTASI) HAKKINDA KISIM-1
Merhabalar,
Daha önce genek olarak hazırlıkçı stratejilerinden kısaca bahsetmiştik. Şimdi ise strateji olarak değerlendiremeyeceğimiz, her bir bireyin kendisi için kesinlikle hazırlaması şart olan BUG OUT BAG (BOB) yani SIVIŞMA ÇANTASI’ndan bahsedeceğiz.
İster hazırlıkçı olun isterseniz olmayın bu tarz bir çantanızın mutlaka olması gerekmektedir. Bu çanta size felaket anında (ki bu felaket illa deprem, sel gibi doğal afetler olmak zorunda değil, evinizde ya da komşunuzda çıkan bir yangın, salon duvarınızdan içeri giren freni patlamış bir kamyon gibi çok daha minik ölçekli bir felakette olabilir) düşünmeden ve zaman kaybetmeden bulunduğunuz yeri terk etme imkanı verir. Mesela zaman zaman haberlerde görürsünüz, Bulgaristan baraj kapaklarını açıyorum der, ve bundan bir kaç saat sonra trakyadaki şehirlerimizde çatılardan toplanan vatandaşlarımız beni al diye el sallar. Ya da 24 mayıs 2014’teki Gökçeada depremindeki gibi vatandaşlar kendilerini sokağa atar, ya da alt komşusunda yangın çıkan birisi itfaiye tarafından dumandan zehirlenmesin diye merdivenle dışarı alınır. Bunlar çok kısa sürede olan ve/ya adrenalin hormonunun panik duygusuna yarenlik ettiği anlar olduğundan olay esnasında kendimizi kurtarır ve badireyi atlattığımızı zannederiz. Ancak bir kıvılcım ya da bir sarsıntıya bakan bu felaketlerin açtığı yaraları sarmak oldukça uzun zaman alabilmektedir.
Örnek olarak farzedelim alt katımızdaki komşumuzun evinde yangın çıktı. Yoğun dumandan dolayı eve çıktık ve itfaiye de bizi merdivenle aldı. Tam olay bitti derken maalesef alevler bizim dairemizi sardı ve evimiz zarar gördü. Sadece maddi zarar gördüğümüz bu olayda kimi kimlik belgelerimiz, diplomalarımız, banka hesap bilgilerimiz ya da ehliyetimiz gibi kişisel bilgilerimizi ispatlayan belgelerimizi de kaybettik. Maddi zararımızın üstüne bir de düşünün bir akrabanızın evinde kalacaksınız ama bankadan para çekmek için bile kim olduğunuzu ispat edecek bir tek belge yok. Ya da deprem anında zaman gece yarısı ve dışarıda aralık ayazı var. Siz pijamanızla kendinizi dışarı attınız ama artçı korkusundan ne eve girebiliyorsunuz ya da anahtarınızı cüzdanınızı ya da telefonunuzu almadığınız için kapanan kapınızdan ötürü sevdiklerinizle iletişim kuramıyorsunuz. Oysa ki bu tip temel ama önemli şeylerden yeter miktarda bir sırt çantasına koysanız ve bu çantayı (sadece bu çantayı) evden çıkarken almış olsanız bu tarz sorunları hiç yaşamayacaktınız.
Ne dediğimi daha iyi anlamak için 17 ağustos 1999 depreminin ilk anlarını aktaran youtube’daki videoları izleyebilirsiniz. Bu depremden sonra olan 12 kasım 1999’daki düzce depreminde insanlar saat 18:57deki depremin ardından soğuk hava ile başbaşa kaldılar.
Kısaca afetten minimum zarar görsek bile, kısacası yılan bize dokunmayacak olsa bile bu tarz bir çantanın olması size hiç beklemeyeceğiniz faydalar sağlayacaktır. Ben bunu bebek kızımı acile götürmek zorunda kaldığımda anladım. Bir anda kendime ve ona ait belgeler, ev ve araba anahtarı gibi objeler ve yedek şarj cihazı gibi şeyleri 10 saniyede yanınıza alıp hızla hedefe yönelmek ve o telaşla tekrat geri dönmemek zorunda kalmak güzel bir histi.
BOB’un önemini yeterince anladıysak bu çantayı kafamızda (ve tabiki Türkiye gerçeği kapsamında değerlendirmek lazım). Ben bu çantayı kişisel ve yaşamsal olarak ikiye ayırma taraftarıyım. Yaşamsal kısmı ileride daha detaylı netleştireceğim. Ama çoğu kişinin atladığı kişisel kısma vurgu yapmak istiyorum daha çok şu anda.
Kişisel çantanın içine öncelikle kendimizin ve ailemizin nüfus cüzdanı, ehliyet ve aile cüzdanı gibi kimliklerimizin fotokopisini koyuyoruz. Bundan sonra tapu, araç ruhsatı, banka cüzdanı-hesap kaydı, sigorta poliçesi, diploma gibi mal varlığımızı ve yetkinliğimizi belgeleyen evrakların fotokopilerini koyuyoruz. Son olarak belli miktar nakit para, telefon kartı, ulaşım kartı, varsa ikinci bir bankanın (tercihen devlet bankası) içinde bir miktar paramız olduğu bankamatik kartını koyuyoruz. Bunlara bir de klasik 3310 gibi ya da 1100 serisi gibi sadece arama yapabildiğimiz ancak şarjı çok uzun giden ve dayanıklı bir cep telefonuyla yedek bataryasını (15-20tl) şarj aletiyle ve bir tane kontörlü hatla koyarsak (6 aydan 6 aya minimum miktar yüklenerek deaktive olması engellenmiş) başımıza bir ley geldiğinde kim olduğumuzu, maddi olarak ne kadar zarar gördüğümüzü ve akrabalarımız ya da devlet birimleriyle iletişimi sağlayacak bir iletişim aygıtımız olacaktır. Tabi koyacağımız cep telefonuna acil durum numaraları ve akrabalarımızın numaralarını kaydetmeyi unutmayın. Zira artık annemizin babamızın numarasını bile ezbee bilemeyebiliyoruz.
Bunun bir sonraki aşaması bu fotokopileri notere aslı gibidir onayının yaptırılması ve bu belgelerin su geçirmez bir şekilde çantada saklanması.
Ayrıca noter onayı (yaptırmazsanızda fotokopi sırasında) sonrası bu belgeleri tarayıp şifreli bir zip dosyasıyla emailinizde saklarsanız kıta bile değiştirseniz bu belgelere erişimiz olabilir.
ÇANTANIN YAŞAM KISMI MUHTEVİYATINI KONUŞMAK ÜZERE…
Daha önce genek olarak hazırlıkçı stratejilerinden kısaca bahsetmiştik. Şimdi ise strateji olarak değerlendiremeyeceğimiz, her bir bireyin kendisi için kesinlikle hazırlaması şart olan BUG OUT BAG (BOB) yani SIVIŞMA ÇANTASI’ndan bahsedeceğiz.
İster hazırlıkçı olun isterseniz olmayın bu tarz bir çantanızın mutlaka olması gerekmektedir. Bu çanta size felaket anında (ki bu felaket illa deprem, sel gibi doğal afetler olmak zorunda değil, evinizde ya da komşunuzda çıkan bir yangın, salon duvarınızdan içeri giren freni patlamış bir kamyon gibi çok daha minik ölçekli bir felakette olabilir) düşünmeden ve zaman kaybetmeden bulunduğunuz yeri terk etme imkanı verir. Mesela zaman zaman haberlerde görürsünüz, Bulgaristan baraj kapaklarını açıyorum der, ve bundan bir kaç saat sonra trakyadaki şehirlerimizde çatılardan toplanan vatandaşlarımız beni al diye el sallar. Ya da 24 mayıs 2014’teki Gökçeada depremindeki gibi vatandaşlar kendilerini sokağa atar, ya da alt komşusunda yangın çıkan birisi itfaiye tarafından dumandan zehirlenmesin diye merdivenle dışarı alınır. Bunlar çok kısa sürede olan ve/ya adrenalin hormonunun panik duygusuna yarenlik ettiği anlar olduğundan olay esnasında kendimizi kurtarır ve badireyi atlattığımızı zannederiz. Ancak bir kıvılcım ya da bir sarsıntıya bakan bu felaketlerin açtığı yaraları sarmak oldukça uzun zaman alabilmektedir.
Örnek olarak farzedelim alt katımızdaki komşumuzun evinde yangın çıktı. Yoğun dumandan dolayı eve çıktık ve itfaiye de bizi merdivenle aldı. Tam olay bitti derken maalesef alevler bizim dairemizi sardı ve evimiz zarar gördü. Sadece maddi zarar gördüğümüz bu olayda kimi kimlik belgelerimiz, diplomalarımız, banka hesap bilgilerimiz ya da ehliyetimiz gibi kişisel bilgilerimizi ispatlayan belgelerimizi de kaybettik. Maddi zararımızın üstüne bir de düşünün bir akrabanızın evinde kalacaksınız ama bankadan para çekmek için bile kim olduğunuzu ispat edecek bir tek belge yok. Ya da deprem anında zaman gece yarısı ve dışarıda aralık ayazı var. Siz pijamanızla kendinizi dışarı attınız ama artçı korkusundan ne eve girebiliyorsunuz ya da anahtarınızı cüzdanınızı ya da telefonunuzu almadığınız için kapanan kapınızdan ötürü sevdiklerinizle iletişim kuramıyorsunuz. Oysa ki bu tip temel ama önemli şeylerden yeter miktarda bir sırt çantasına koysanız ve bu çantayı (sadece bu çantayı) evden çıkarken almış olsanız bu tarz sorunları hiç yaşamayacaktınız.
Ne dediğimi daha iyi anlamak için 17 ağustos 1999 depreminin ilk anlarını aktaran youtube’daki videoları izleyebilirsiniz. Bu depremden sonra olan 12 kasım 1999’daki düzce depreminde insanlar saat 18:57deki depremin ardından soğuk hava ile başbaşa kaldılar.
Kısaca afetten minimum zarar görsek bile, kısacası yılan bize dokunmayacak olsa bile bu tarz bir çantanın olması size hiç beklemeyeceğiniz faydalar sağlayacaktır. Ben bunu bebek kızımı acile götürmek zorunda kaldığımda anladım. Bir anda kendime ve ona ait belgeler, ev ve araba anahtarı gibi objeler ve yedek şarj cihazı gibi şeyleri 10 saniyede yanınıza alıp hızla hedefe yönelmek ve o telaşla tekrat geri dönmemek zorunda kalmak güzel bir histi.
BOB’un önemini yeterince anladıysak bu çantayı kafamızda (ve tabiki Türkiye gerçeği kapsamında değerlendirmek lazım). Ben bu çantayı kişisel ve yaşamsal olarak ikiye ayırma taraftarıyım. Yaşamsal kısmı ileride daha detaylı netleştireceğim. Ama çoğu kişinin atladığı kişisel kısma vurgu yapmak istiyorum daha çok şu anda.
Kişisel çantanın içine öncelikle kendimizin ve ailemizin nüfus cüzdanı, ehliyet ve aile cüzdanı gibi kimliklerimizin fotokopisini koyuyoruz. Bundan sonra tapu, araç ruhsatı, banka cüzdanı-hesap kaydı, sigorta poliçesi, diploma gibi mal varlığımızı ve yetkinliğimizi belgeleyen evrakların fotokopilerini koyuyoruz. Son olarak belli miktar nakit para, telefon kartı, ulaşım kartı, varsa ikinci bir bankanın (tercihen devlet bankası) içinde bir miktar paramız olduğu bankamatik kartını koyuyoruz. Bunlara bir de klasik 3310 gibi ya da 1100 serisi gibi sadece arama yapabildiğimiz ancak şarjı çok uzun giden ve dayanıklı bir cep telefonuyla yedek bataryasını (15-20tl) şarj aletiyle ve bir tane kontörlü hatla koyarsak (6 aydan 6 aya minimum miktar yüklenerek deaktive olması engellenmiş) başımıza bir ley geldiğinde kim olduğumuzu, maddi olarak ne kadar zarar gördüğümüzü ve akrabalarımız ya da devlet birimleriyle iletişimi sağlayacak bir iletişim aygıtımız olacaktır. Tabi koyacağımız cep telefonuna acil durum numaraları ve akrabalarımızın numaralarını kaydetmeyi unutmayın. Zira artık annemizin babamızın numarasını bile ezbee bilemeyebiliyoruz.
Bunun bir sonraki aşaması bu fotokopileri notere aslı gibidir onayının yaptırılması ve bu belgelerin su geçirmez bir şekilde çantada saklanması.
Ayrıca noter onayı (yaptırmazsanızda fotokopi sırasında) sonrası bu belgeleri tarayıp şifreli bir zip dosyasıyla emailinizde saklarsanız kıta bile değiştirseniz bu belgelere erişimiz olabilir.
ÇANTANIN YAŞAM KISMI MUHTEVİYATINI KONUŞMAK ÜZERE…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)